Stream (Akış) ve Stadia

2019-03-27'de Mahir Yıldızhan paylaştı.

Teknolojide 15 Yıl

Ben ilk bilgisayarıma 13-14 yaşlarında sahip oldum. Yani 2003/4. Windows XP işletim sistemi ile büyüdüm diyebilirim. Buna rağmen eski teknolojilerin aşığıydım. Disketler ile sistem yedekleyip geri yüklemeler yaptığımı hatırlıyorum. 3.5 inç ve sadece 1.44 MB kapasitesi olan, şu anda programların %90’ında kaydet butonu olarak kullanılan, floppy disketleri belki bir çoğunuz hatırlamıyorsunuz. Neyse…

Floppy Disk

Bilgisayarıma sahip olduğum ilk yıllar mp3 dönemiydi. Herkes çılgınlar gibi mp3 CD’leri dolduruyordu. “Karışık Türkçe mp3” yazan yüzlerce CD gördüm. Ardından dünyada çok popüler olmasada Türkiye’de VCD dönemi geldi. İnsanlar deli gibi VCD filmler alıyor ve paylaşıyordu. Hemen arkasından insanlar DVDRip, yani DivX formatı ile kodlanmış, tek parça indirilebilen, bağımsız saklanabilen filmlere yöneldiler. Tam bu dönemde, koleksiyon hastalığım mp3 ve DivX filmlerini toplamama sebep olmuştu. O zamanlar hedefim, tüm çevremdekilere ortak bir noktada film merkezi olmaktı. Bulabildiğim tüm hard disklere filmleri, dizileri ve mp3 albümlerini arşivlerdim.

Teknoloji Evrimini Yakalamak

Bu kadar tarih bilgisini neden mi anlattım? O dönemde hiç aklıma yasal olarak bu filmleri satın alıp insanların çok cüzi fiyatlara izleyebilecekleri bir platform oluşturmak aklıma gelmemişti de ondan. Ancak Netflix ile tanıştığımda Vizontele filmindeki gibi, “... Benim aklıma gelmişti...” demedim değil. Aynı şekilde benim gibi arşiv yapan onlarca arkadaşımda aynı durumdadır. İşte teknoloji evrimini biz tam olarak burada kaçırıyoruz. Türk milleti olarak, tüm işlerde yasal olmayan, kaçak yolları tercih etme eğilimindeyiz. Neden Netflix’i bir Türk genci ortaya koymasın? Tam bu noktaya geldiğimizde durup tekrardan düşünmemiz gerekiyor. Neleri kaçak kullanmak zorunda kaldığınızı düşünün. Bu bir kriz mi? O yüzden mi kaçak kullanıyorsunuz? Peki krizi fırsata çevirmeyi hiç duydunuz mu? Bunu bir daha düşünün.

Aynı şekilde müzik te öyle. Spotify, Itunes, Youtube gibi birçok kurum, sanatsal veriyi satın alıp, ya da üretip, sürümden kazanacak şekilde ucuza pazarlamak üzerine sistemlerini yürütüyorlar. Plaklar, Cd, DVD ve hatta flaş bellekler de fiziksel anlamda varlığını yitirecek, sadece nostalji olarak üretilir ve saklanır hale gelecekler. Hatta geldiler bile diyebiliriz.

Artık sanal makinelerimiz var. Google, Facebook, Amazon gibi dünya devi şirketlerin sunucularında bulunan sanal bilgisayarlar, sanal saklama alanları satın alıyoruz. Fiziksel bilgisayarlara ihtiyacımız kalmama noktası çok yakın. Artık satın aldığımız bilgisayarların sadece internetten ne kadar hızlı veri aktardıkları önemli olacak. Donanımları kapasiteleri değil. Çünkü asıl işlemler sanal makinelerde gerçekleşip bize sadece görüntüler gelecek. Henüz bireysel olarak sanal makine satın almamış olsam bile Google’un Drive’ını çok uzun zamandır kullanıyorum.

Nedir Bu Akış (Stream)?

Aslında stream internet diye adlandırdığımız platformda bulunan, türü ne olursa olsun, verileri ağ yapısı üzerinden okumak diyebiliriz. Tam Türkçe karşılık olamasa da, akış olarak ifade ediliyor. Bir örnek olması için bir tiyatro hayal edin. İçeride bir oyun sergileniyor. İster seyirci olarak kapıdan girip bakın, ister camdan kaçak izleyin, isterseniz oyunu yöneten yönetmenin odasında olun. Oyunu her bir kişinin izlemesi bir stream etmek, yani bilgiyi bir kişinin kendi zihnine aktarması demek diyebiliriz. Bu örnekte tiyatro interneti, oyun veriyi, kapı pencere internete bağlandığımız ağları ve izleyiciler sizi, yani son kullanıcıları temsil etmekte. Oyun ne kadar çok kişi tarafından izlenir, bilgi ne kadar çok kişi tarafından kendi zihnine akıtılırsa bilinirliği o kadar artıyor. Umarım, bir nebze olsun anlaşılabilmiştir.

İşte yeni teknoloji evrimi tüm sektörleri bu akış haline çevirmeye başladı. Az önce bahsettiğim müzik film ve dosya saklama alanları artık tek bir noktada olacak. Bizler onlara ulaşmak için interneti kullanacağız. Müzikleri, programları, resimleri ve filmleri internetin aklından kendi aklımıza akıtacağız.

Google Stadia

Stadia

Tüm sektörlerin bu akıma kapılacağını söylemiştim. Buna son olarak oyun dünyası da ciddi bir giriş yaptı. Google, oyun platformu olarak sanal bir ortamda oyunları barındırmayı ve son kullanıcıya sadece görsel çıktıları ulaştırmayı hedefliyor. Platformun adı Stadia. İnsanların Stadia üzerinden oyun satın alıp, fiziksel bir CD/DVD ya da herhangi bir programsal yükleme ihtiyacı olmadan akış üzerinden oyun oynamasını hedefliyor. Oyun dünyasında kullanıcıların en çok nefret ettikleri soru geliyor akla. İnternet üzerinden oynanan bir oyunda tepkime süresi ne kadar hızlı olabilir. Bu soruya 4G ile sorarsanız cevabım saniyeler içerisinde size döner. Ancak saniye oyun dünyasında rezil bir tepkime süresi demek. Ancak 2020 yılında yavaş yavaş geçilmesi planlanan 5G ile bu süre, saniseye düşecek. Bu da oyuncuları tatmin edecek seviyeler demek. Başarısız olmaları için bir sebep göremiyorum. Tabi sürekli kopan, kötü bir internet bağlantınız varsa bilemem.

Gelecek Günler Geldi

Gelecek gerçekten sadece internete bağlı ekranlar ve nesneler ile varlığını sürdürecek. Tüm akıllı telefonlar, hoparlörler, saatler ve hatta evler bile internet olmadan aptal olacaklar. Ve bu bahsettiğimiz gelecek, laboratuvar ortamlarında çalışılan özel deneyler değil. Artık bir çok yeni inşaatta evler akıllı. Telefonlar, saatler hoparlörlerde öyle. Sadece ekranlardan internete bağlanacak, internetin aklını yaşayacağız. “İnternetin Aklı” güzel bir terim oldu. Ve bu internetin aklı gün geçtikçe çok daha zeki oluyor. Bizleri bizden daha iyi tanıyor. Sosyolojik, psikolojik ya da toplumsal olarak davranışlarımızı keskin doğruluklarla tahmin ediyorlar. Bize göre satış pazarlama teknikleri kullanıp, bizi manipüle ediyorlar. Bunlar komplo teorisi gibi gelebilir. Ancak, son 5-10 yıl içerisinde yaşananlar bunun bir kanıtı niteliğinde.

Olumlu Bir Gelecek Hayali

Ben her şeye rağmen güzel bir gelecek hayal ediyorum. Bunca korkutucu gerçeklerle birlikte, çok güzel gelişmeler de yaşanıyor. Örneğin doğaya verilen zarar her alanda daha dikkatli incelenerek, azaltılıyor. Her türlü enerjimizi daha verimli şekilde kullanmaya başlıyoruz. Doğaya zarar vermeyen, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım oranı ivmelenerek artıyor. Sağlık sektöründe büyük veri sayesinde hastalık tahminleri çok daha erken ve doğruluk oranları çok daha yüksek şekilde yapılabiliyor. Sosyal medya sayesinde daha bilinçli ve bilgiye çok daha hızlı erişilebilir hale geldik. İngiltere’de yaşayan 10 yaşındaki bir genç ile Türkiye’nin ıssız bir köşesindeki bir gencin internet erişimleri olduğu taktirde öğrenebileceklerinin sınırı aynı.

Bu olumlu gelecek hayalimi destekleyecek tek bir şey var. “Farkındalık” Lütfen çevrenizde, dünyada ve hatta evrende neler oluyor takip edin. Çevrenizdeki insanların da bunların farkında olması için paylaşın. Benim bu internet sitesinde bu yazıları yazmamın bana hiçbir maddi getirisi kalmadı. Adsense’ten aldığım onayı iptal ettim. Ancak yine de, yazmaya ve çevremdekileri bilinçlendirmeye çalışmaya devam edeceğim. Lütfen sizlerde bu gibi yazıları önce okuyarak, sonrada paylaşarak destek olun.