Hayal Kurmayı Ne Zaman Bıraktın?

2018-06-08'de Mahir Yıldızhan paylaştı.
Küçük Prens Fil Yutmuş Boğabap Yılanı

En son ne zaman bir çocuk saflığında bir hayal kurdun? Saçma sapan şu kızı tavladığını, patronu dövdüğünü değil. Piyangoyu tutturup, 50 tane gayrimenkul alıp, dünya turunu da değil. Gerçekten çocuklar gibi temiz duygularla, özgürce, fizik-kimya veya sosyal duvarları olmadan. Peter Pan gibi uçup, Güliver gibi devler ülkesine gittin. Ya da, bence en güzel çocuk hikayesindeki altın saçlı çocuk gibi, gezegenden gezegene gezdin.

Biz yetişkinler bazen gerçekten uçuyoruz dimi! Bir şirketin CEO'su olmak, çok zengin olmak gibi dar kafalı hayaller ile çocukluğumuzdan - özgürlüğümüzden - vazgeçiyoruz. İnsanlar ile rekabet edeceğim derken iyiliği, dürüstlüğü kaybediyoruz. Ama çocuklar öyle değil.

Küçük Prens Fil Yutmuş Boğabap Yılanı

Günümüz çocukları gerçekten teknolojinin içerisine doğuyorlar. 2 yaşındaki yeğenim, teyzesine annesinin cep telefonundan nasıl müzik açacağını öğretiyor. Teyzesi dediğim teknolojiden anlamayan birisi değil. Dev bir yazılım firmasında iş analisti olarak çalışıyor. Eskilerde bir arkadaşımızın bir şey öğrenme isteğini söylediğinde ona destek olmak için kimse anasının karnında öğrenmiyor, yaparsın derdik. Ancak şimdi nerede ise tam olarak anasının karnında öğrenerek doğuyor çocuklar. Bu kadar yoğun bilgi taze beyinlerde anında sabitleşiyor. Siz daha yeni nesil telefonun tuşlarını açamazken onlar kısa yollarını ezberlemiş oluyorlar.

Gel gelelim, bu o kadar da güzel bir şey değil aslında. Bu kadar teknolojik alet ve kolay bilginin ortasında doğan çocuk zihnini kullanmamaya başlıyor. Taze beyinleri ayak basılmamış ormanlara benzetebiliriz. Eğer sürekli aynı kısa patikayı kullanırsan, koca ormanı sadece o patikadan ibaret sanırsın. Hayal gücün daralır. Ancak farklı yollar kullanır ve bakış açını değiştirirsen o zaman büyük resmi biraz daha net görür ve kalan boşlukları hayal etmeyi başarabilirsin. Bu konu, bugünün küçüklerini o kadar çok etkiliyor ki farkında olmadan yarınımızı araştırmayan, okumayan bir nesle dönüştürüyoruz. Bu noktada ebeveynlere çok önemli görevler düşüyor. Ancak onlarda sosyal medyanın kölesi olmuş durumdalar. Herkesin elinde cep telefonu ve sosyal medyada bir kabullenilme arzusu. Bu durum bizi psikolojik olarak yıpratıyor.

2009 ve 2013 yılları arasında yapılan bir araştırma, psikolojik rahatsızlıklar sebepli sağlık kurumlarına başvuruların %303 artığını gösteriyor. 2009 yılında yapılan başvuru sayısı 3.021.361 iken 2013 yılında bu rakam 9.163.101 Bu beş yıl içerisinde kullanılan antidepresan ve türevi ilaçların sayısı 211 milyon kutu. Araştırmanın beş yıl önce olduğunu düşünürsek günümüzde sayının 17 milyon ile 20 milyon arasında olacağını öngörmek çokta yanış olmaz. 20 milyon başvuru, her 4 kişiden 1 kişi psikolojik rahatsızlıklarından sağlık kuruluşlarına gidiyor demek.

Teknolojinin etkilerini sıralayacak olursak;
  1. Düzenli olarak yapay ışığa maruz kaldığın için gözlerin etkilenir,
  2. Anatomiye aykırı ergonomik olmayan duruş bozuklukları geliştirirsin.
  3. Uyku ve beslenme düzenlerin dengesizleşir.
  4. Dengesiz beslenme, uyku eksikliği ve duruş bozuklukları peşinden psikolojik rahatsızları getiriyor.
  5. Düşünme, hayal etme yeteneğini kaybedersin.
  6. İyimserliğini kaybedip, karamsar olursun.

Peki teknolojinin kurbanları olmamak için neler yapılabilir. Öncelikle bilinçli olmak ve teknolojiye ne kadar maruz kaldığını gözlemlemeli. Ardından hangi noktalarda yukarıdaki maddelerde belirttiğim zararları görüyorsun. Bunları iyi bir analiz ederek, hayatının hangi noktalardan teknolojiyi çıkartacaksın, bunun kararını vermelisin.

Eğer uygulayabilirseniz haftada bir, ya da ayda bir kez, tüm teknolojik cihazlarınızı kapatıp, yanınıza almadan bir doğa yürüyüşüne çık. Yakınlarına bu konuda bilgilendir ki seni merak etmesinler.

Stresin dozunu ayarlamayı öğren. Stres savaşılacak bir şey değildir. Bu konuda Stres başlıklı yazımı okuyabilirsin.

Küçük Prens Fil Yutmuş Boğabap Yılanı

Çocukların günlük teknolojik aletleri kullanımları ile ilgili olarak yapılan araştırmalar, okul öncesi için 30 dakika, ilk öğretimin ilk 4 yılında 45 dakika, ikinci dörtlüde 1 saat ve lise çağındaki gençlerin 2 saat azami süreler ile kısıtlanması gerektiğini gösteriyor.

Sosyal ilişkilerinizi geliştirin. Her zaman arayıp dertleşmeye çağırabileceğiniz güvenilir bir iki arkadaşınız olsun. Ayrıca birlikte periyodik etkinlikler yapabileceğiniz bir grubunuz olsun. İnsanlarla yüz yüze sosyalleşmek sizi psikolojik anlamda güçlendirir. 60 yıllık bir bilimsel araştırma mutluluğun formülü olarak güçlü sosyal ilişkiler diyor.

Bu konularda bilinçli bireyler olup, bilinçli bireyler yetiştirmek çok önemli. Umarım faydalı olmuştur.