Bilgi ve Türkiye

2018-03-30'de Mahir Yıldızhan paylaştı.

Bilgi

Homo cinsi ilk canlıların yaklaşık 2.8 milyon yıl önce Afrika'da ortaya çıktığı düşünülüyor. Bizim bildiğimiz insan (Homo Sapiens) yaklaşık 250.000 yıllık bir tarihe sahip. Hepimiz ilk okulda hayat bilgisi dersinde çağları da görmüşüzdür. Yakın çağın içinde bulunsak bile insanlar günümüze "Bilgi Çağı" diyorlar. Buna bende katılıyorum.

İnsanlık tarihinden kısaca bahsetmem aslında bunun neden olduğunu açıklamak için. Şimdi 2.8 milyon yıl boyunca günümüze kadar üretilmiş tüm bilgileri düşünün. Bu bilginin %90'ı son 1-2 yıl içerisinde üretildi. Ve belki bu üretilen miktarın aynısı, 1 yıldan kısa bir sürede 2'ye katlanacak. Nesnelerin İnterneti'ni anlattığım yazımda değinmiştim. Veri her şey demek. İlk insanların mağara duvarlarına çizdiği resimden Mona Lisa'ya, İlk ses kaydından Tarkan'ın son albümüne, ilk siyah beyaz filmden en son Instagram'da paylaştığınız hikayenize kadar. Kalp atışınız, kilonuz, alışveriş bilgileriniz, banka hesaplarınız... Her şey, her şey.

Şuanda insanlığın 2020 yılı için öngördüğü bilgi miktarı 40-50 Zettabayt. Ben daha fazla olacağını düşünsem de 50 kabul edelim. 1 Zettabayt 1021 bayttır. 1 bayt ise 8 bit. 2020 yılında insanlık "8.000.000.000.000.000.000.000" adetten fazla 1 ve 0 üretecek. Kafanızda canlanması için, 8 tane karakterin ortalama 3 cm olduğunu kabul ediyorum. Eğer tüm bu sayıları tek satırda yan yana yazsaydınız. 3 katrilyon kilometre yapar. Dünyanın çevresi 40.075 km olduğunu düşünün. Yani tek satırla yazmaya başlarsanız dünyanın çevresini 74.859.638.178.415 kez dönmek gerek. Dünyanın çevresini tam tur dönen kaç kişi var ki onu bir ve sıfır yazarak 74,8 trilyon kere dönsün. Rakamların astronomik büyüklüğü kafanızda yer etmiştir umarım.

Bir makalede bu bilgi artışı için "bilgi tusunamisi" ifadesi kullanılmıştı. Çok doğru bir ifade bence. Bilgi gerçekten dev dalgalar halinde geliyor. Örneğin, yeni bir sosyal mecranın kurulduğunu ya da milyonlarca kullanıcının indirip kullandığı popüler bir uygulamanın geliştiğini düşünün. Her bir kullanıcıdan söylediğim bir ve sıfırlardan trilyonlarca oluşacak. Ve bu bilgiler isimlerimiz cinsiyetimiz yaşımızla birlikte alışkanlıklarımız ve ne zaman uygulamayı ne amaçla kullandığımız ve bunun gibi devinişsel davranışları da barındıracak. Devinişsel davranış duyu organları zihin ve kasların birlikte çalışması sonucu ortaya çıkan davranışlarımızdır. Yani birler ve sıfırlar sadece yaş, kilo, ad, soyad değil. Duygularımızı, değerlerimizi de içeriyor. Sizin değerleriniz nelerdir? Bunları birileri biliyor olsa sizi maniple etmek için bunları kullanabilir mi? Bunlar cevapları biraz sakıncalı sorular. Son günlerde çalkantıları devam eden Facebook krizini duymuşsunuz. 50 milyon kullanıcının bilgilerinin çalınmış ve bunlar ile seçimlerin kaderi değiştirildiği iddia edildi. Haberin kaynakları detayları tabi ki sorgulanabilir. Burada kritik şey bilginin gücü.

Çağ, bilgiyi inovasyon ile yoğurup teknoloji üretme zamanı. Ülke olarak bu konuda çok gerideyiz. Bu da bizi hem ekonomik, hem de teknolojik olarak geride bırakıyor. İnternette araştırdığım bilgilere göre Türkiye en çok Kore ile karşılaştırılmış. Araştırırken Uluslararası Para Fonu'na ait veri bankasından bazı grafikler çıkartıp sizler ile paylaşmak istedim. Bunlara ilaveten Bilkent Üniversitesi'nden Selin Sayek Böke'nin hazırladığı sunumdaki kadınların iş gücüne katılımı beni çok etkilediği için alıntı yaptım. Hadi bu grafikleri de kısaca yorumlayalım.

İş Gücü

Kadınların İşgücüne Katılım Oranı

Kadınların iş gücüne katılımı açısından bakıldığında Türkiye açık ara sınıfta kalıyor. %30 ortalamalara karşı Kore %80 ortalamalarda. 2 katımızdan fazla. İş gücüne katılımın önemini tartışmaya gerek yok. Aşağıda son TÜİK verilerine göre bizim erkek iş gücü katılım oranımız bu kadar yok. İş gücünü sadece bedensel çalışmalar olarak düşünmeyin lütfen. İş gücü aynı zamanda bizim ihtiyacımız olan beyin gücüde demek.

Türkiye İşgücü Verileri

Şimdi kendimin IMF'nin veri bankasından çektiğim grafiklere bakalım.

Kore IMF Verileri

İlk grafikte Kore'yi görüyoruz. İşsizlik oranı %4 bandında ve son 10 yıldır istikrarlı şekilde düşük seviyede. Yıllık yaptıkları yatırım GSYİH'ya oranladığında %33 ortalamada.1998 ve 2009 yılları dışında istikrarını korumuş görünüyor. Bu da işsizliğin alt seviyelerde tutmaya yarıyor. İstikrarı korudukları için de yıllık cari açıkları sadece 90'lı yılların ortasında azalmış. Sürekli büyümeye de devam ediyorlar. Bu grafiğin içerisine nüfusu da özellikle ekledim. En son resmi rakamlar ile 51 Milyon nüfusu var Kore'nin. Türkiye nüfusunun yarısından biraz fazla. Bu da bize şunu gösteriyor. "Kore insan gücünü çok daha verimli şekilde kullanıyor."

Türkiye IMF Verileri

Türkiye'nin durumu pekte iyi görünmüyor, değil mi? Aslında vahameti böyle grafiklerle şişirme taraftarı değilim. Ancak, acil bir önlem alınmazsa durum çok daha vahim olacak. İş gücü sayılabilecek kişi sayısı 2017'de 60 Milyon. Bunun %48'i iş gücüne katılamıyor. Yani 28,8 milyon kişi. Bu kişileri günlük ekonomiye 1 lira katacak seviyeye getirseniz, yıllık 10 Milyar Lira ekonomiye katkısı olur. Yıllık cari açığımız 15 yıldır sürekli açık vermiş durumda. Bunu herhangi bir siyasi gücü yargılamak için sunmuyorum. Daha öncesinde de büyük ihtimal bu durumdaydık ama bunu görsellerde görebilecek verimiz yoktu. Yaptığımız yatırımlar GSYİH'ya oranlandığında %25 civarında. Yatırımları acilen arttırmazsak işsizlik oranlarımızı %10 seviyelerinde bile tutamayacağız.

Yazdığım onlarca satır, bu grafikler vs hepsi bilgi sayesinde. Peki ne yapacağız bu bilgilerle? Sorunlarımızı göreceğiz. Sorunlarımızı anlamaz, bilmezsek asla çözemeyiz. Benim şahsi kanaatim 80 milyon insanı bu bilinç ve bilgi seviyesine getirmek bizim sorunlarımızı teker teker çözecektir. Bunu da bir şekilde sağlayabiliriz. Eğitimle.

Umarım faydalı olmuştur. Sizlerde görüşlerinizi benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum.